doktor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doktor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2015 Pazar

Kendim Anlamıyorum Ki Başkasına Nasıl Anlatayım..! -Jack

Merhaba millet..

Saat sabahın 4'ü ve ben işe gitmek için erkenden girdiğim yatağımda size bile anlatamayacağım utaç verici şeyler düşünmekten uyuyamıyorum. Aslında utanılacak bir şey değil ama benim dengesiz ve berbat ruh halim bütün her şeyi berbat etmekle meşgul...

Aslına bakarsan yeni bir kitap okumaya başladım ve okuduğum kitabın ana karakterini çok fazla benimsedim sanırım. Adam tam bir dengesiz ve geri
zekalı. Hem aşık hem mal , hem mal hem çok başarılı, hem çok başarılı hem çok başarısız, hem çok başarısız hem çok mutlu , hem çok mutlu hem çok mutsuz. hem hem hem....

Sanırım cümlelerimin sonunda çok fazla üç nokta kullanacağım. Çünkü neden yazdığımı ve neden yazacak bir şeyim olmadığı halde yazacak çok şeyim olduğunu düşünerek yazıyorum bilmiyorum. Hayatım berbat ama bir o kadar da iyi. Çok şükür her şeyi yapabiliyor ve sonrasında kahrını çekebiliyorum. Özgürüm ama pek mutlu olduğum söylenemez. Sonra birden suratım anlamsız bi tebessüm alıyor ve bunun sebebi oldukça zorluk çektiğim ama bir o kadar da mutlu olduğum Bursa da yaşadığım anıları düşündüğüm zaman olduğunun farkına varıyorum.

Özgürüm derken belki de kendimi öyle hissediyor olabilirim. Geçenlerde iş yerinden çok yakın arkadaşım olan ve bir sonraki sene aynı eve çıkmayı planladığımız ve o yan oda da uyurken onun evinde koli kestiğim arkadaşımla sırf macera olsun diye İskenderun'dan kalkıp otostopla Adana'ya gitmiş olmamız benim özgür olduğumu gösterir mi bilemiyorum.

Oldukça sıkıldım her şeyden. Hem çalışıp okumaktan sıkıldım. Benimde tek derdim diğer arkadaşlarım gibi 'acaba İskenderun da başka gezilecek neresi kaldı' demek olsun istiyorum. Hafta sonu işe gidiyorum , hafta içi okula gidiyorum ve bazı günler özel ders vermeye gidiyorum. Özel ders veriyorum deyince çok havalı gözüküyor olabilir ama hiç de öyle değil. İlköğretim 4. sınıf öğrencisine ders veriyorum. Sanırım neden havalı olmadığını anlamış olmalısınız. Kapasitem anca buna yetiyor diyebiliriz. Her gittiğimde çarpım tablosunu ezberletmekle geçiyor.

-'5*9 kaç eder?'
-'45'
-'9*5 kaç eder?'
-'Ama ben dokuzlara çalışmadım ki?'

Parmakları kopana kadar çarpım tablosunu yazdırdım. Acıyla bir şeyler öğrenmeye başladı. Sanırım kendi sabrımın sınırları konusunda rekor kırdım. Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum. Dayanmak zorundayım çünkü berbat olan hayat standartlarımı sabit tutmak zorundayım. Çok gerekliymiş gibi sanki....

Artık başkalarının mutluluklarını dinlerken mutlu olmaktan, yakışıklı herif gördüğüm zaman oturup ağlamak isteyen ruh halimden, sırf diş fırçalamaktan sıkılmayayım die her gün farklı diş fırçası kullanmaktan, yarın ne giyeceğim diye düşünmekten, finaller bittikten sonra 'Acaba Bursa'ya  dönsem nasıl olur ? Ne yaparım ? ' diye düşünüp annemle ve abimle nasıl daha az muhattap olurum die planlar yapmaktan ve yurttaki heterolarla oturup onların saçma sapan ya maç ya da karı kız muhabbetlerini dinlemekten çok sıkıldım. Ve Jill'i çok özledim. Kendimi çok özledim, Bursa'yı çok özledim. Kısmen kısmen de olsa ve aklıma geldiği zaman kendimi avutacak bir sebep bulamadığım zamanlarda doktorla yaşadığım ve bir daha yaşayamayacak olduğum anılarımı çok özledim...

Eğer beynimin içinde bir kayıt cihazı olsaydı emin olun beni siz bile tanıyamazdınız. Kafamın içinde bin bir tilki dolaşıyor ve hiç birinin kuyruğu birbirine değmiyor. Çünkü hiç birinin kuyruğu yok. Sorunlar silsilesi içinde bazı anlarda oturup kendimi dinliyorum. Durum daha da fazla berbat hal alıyor. Kendi içimde yarattığım öyle bir dünya var ki bazen Avrupa'ya seyahate çıkıyor bazı zamanlarda sahili olan bir şehirde okuyacağımı duyunca çok sevdiğim o sahil sevdasına rağmen doğru dürüst gitmediğim o sahilin en ücra köşelerinde kitap okurken bulabiliyorum kendimi...

Bazen içimde bir yerlerde bir şarkı bir melodi beliriyor ne kadar müzik sitelerini taramama rağmen içimdeki şarkıya yakın hiç bir şarkı bulamıyorum. Yine zor zamanlarda yaptığım gibi kendimi Amy Winehouse'un kollarına bırakıyorum. Bu seferde ya dudağımı deldirmek ya da  ot içme isteği duyuyorum. İnsanlardan , hatta canlı cansız herşeyden o kadar etkileniyorum ki anlatamam...

Pişman olduğum çok şey var , pişman olunacak şeyler yaşamadığımı düşündüğüm anlarımda var. Dengede tutturamadığım bir hayatım bazende ip cambazı olup kendi hayatımın dengede durmayışıyla dalga geçtiğim zamanlarım...

Çok şey yaşamak istediğim , çok şey yaşadığımı zannettiğim, geçmişe dönüp baktığımda yaşadığım şeylerin hep bir birinin tekrarı olduğunu düşündüğüm gereksiz vakitlerim, yarım bıraktığım, yarım bırakıldığım anlar.. Öyle alıştım ki yarım kalmaya her şeye. Öyle alıştım ki yarım bırakmaya hiç bir şey tam değil....

Sabahtan beri ne kadar dengesiz olduğumdan ve yaşadığım bunalımlardan, çelişkilerden, yarım bıraktığım anlardan ve yarım kalmışlığımdan bahsedip duruyorum. Eminim sizde sıkılmışsınızdır bu durumdan . Çok üzgünüm hayatlarını kıskandığım insanlar bu durum biraz daha uzayacak gibi.

Bir başka blog yayınında yarım kalıp, yarım bıraktığım insanları yazdığım bir günde görülmek üzere...


12 Mart 2015 Perşembe

İyi Gelmez Mi Hiç İstanbul Havası 3 -Jack

.....öncesi için

En son nerede kalmıştık. He kendimi sorgulamaya başladığım zamandan bu yana çıkardığım derslerden bahsedecektim. Bu arada çok kötü yazdığımın farkındayım. Ben bile okurken sıkılıyorum, seni düşünemiyorum bile.

Bu arada Jill de işe başladı canı çıkıyor kızcağızın, konuşamıyoruz bile çoğu günler. Kıyamam ona. Selamlarımızı ve sevgilerimizi evrene gönderelim, evrende ona göndersin. Gerçi evren bu aralar çok fazla sikiyor ya bizi neyse.

Şimdi fazla hayat var İstanbul'da. İnsan düşünüyor sen ne çektin allah aşkına diye. O transların yaşadığı zorluklar, ailelerinin çıkarttığı zorluk falan allah düşmanımın başına vermesin. Ayta Sözeri bilirsin belki onunla tanıştığımı söylemiştim diye hatırlıyorum. Biraz ailemden falan bahsettim bana öyle bi laf söyledi ki çay diye duvara toslamış gibi oldum. Hem doktoru hatırladım , hem doktor zamanındaki kendimi hatırladım, hem anneme olan tavırlarımı hatırladım. Merak etme doktor devri çoktan kapandı başa döndük yine diye düşünme. Ben böyle annemin benimle konuşmadığını, abimin beni evden atmasından bahsediyordum. Biraz buruk buruk anlattım galiba . "Hiç aşık oldun mu ? " dedi. "Evet oldum herhalde başımdan geçti bir şeyler " dedim. "O zaman ailene ne kadar ihtiyac duydun?" dedi. Bir şey diyemedim.

İşin aslı çok doğru bi laf dedi. Ben doktor zamanında aile falan umrumda mı doktorum var lan benim havasında dolanıyordum ortalıkta. Annemi, abimi takan var mı ? Babamı zaten yüzünü bile hatırlamıyorum. Cidden de dunyayı boş vermiştim. Zaten doktordan sonra annem bayağı bi ilgilendi eyvallah sağolsun da üniversiteye gelince iyice soğutmuştu kendınden beni .Ee bende insanım bende bazı şeylerden soğuyabiliyorum, bazen kendımden bile soğuyorum ben yani. Bu da demek oluyor ki zamanla insan akrabalarından da uzaklaşabiliyor çunku o sırada ya aşıksın ya da kendınle alakalı bir suru sorunlar var. Bi zaman sonra insan yalnız kalıyor. O yalnız anların geçtiği zaman yanına gelmek isteyen kişileri sen istemiyorsun. Doktordan sonra çok fazla değişmiş olma sebeplerimden bir tanesi de bu herhalde. Ben doktordan sonra kendi başıma kendimi yalnız bıraktım ve toparlandığım zaman  beni yalnız bırakan tarafımı tekrar istemedim.

Değiştim, değiştim, değiştim...

Şimdi İstanbul havası da aldım oradaki ortamı falan gördüm. Millet rahat. Annemin adlığı bi atkı var . Hani bu iki ucu birleşik ve boyuna dolanıyor ya işte ondan ben onu taksimde başıma örtü diye doladım da dolaştım. Birde cübbe gibi uzun bir hırka almıştım. Bir allahın kulu dönüp bakmadı.


Buraya geldim İskenderun'a insanlara farklı bakmaya başladım. Eskiden bi pantolon giysem millet bakacak diye çekinirdim. Şimdi farettim ki insanlar her halukarda bakıyor. En basitinden saçlarım turuncu diye bakıyor. ( boya değil tatlım doğuştan turuncu , ginger yani :) Ben ailem konusunda bu kadar sorgularken kendimi millet bakacak diye niye kısıtlayayım.Bursa da zatengereğinden fazla kısıtlandım. Bırakayım insanlar ne düşünürse düşünsün hakkımda. Buraya geldim bi gazla çevremi değiştirdim zaten . Bi kaç gerizekalı insan vardı çevrembe böyle boş boş konuşan tipler, onlarla araya mesafe koydum. Yalnız oluyorum genelde ama işime de geliyor okumak için bir sürü kitap getirmiştim onları okurum işte .Bir de kafam rahat yahu.

Tek sorun var artık hayatımda biri olsun istiyorum. Öyle kör kütük aşık olmama da gerek yok, hoşlanayım ve canım istediği zaman sevişeyim yeter. İstanbulda güzel güzek çocuklar gördüm içim gitti de biraz gaza geldim. O da olacak , öyle umut ediyorum. Beni acı acı becerdiğini bildiğim evrene tekrar mesaj mesaj mesaj....



                                    Ne kadar bana benzese de herif benden daha yakışıklı..







                                         Kapanışı Amy ile yapalım. Bu kadına ölürüm bennn.


8 Mart 2015 Pazar

İyi Gelmez Mi Hiç İstanbul Havası -Jack

Bir İstanbul sabahından kalan anılarla gözlerimi karmaşaya açmış bulunmaktayım. Hayatımı sorguladığım bir haftayı daha geride bırakmış bulunmaktayız. Lise yıllarından kalan bir çevrem var sivil toplum örgütlerine mensup. Oradaki bazı arkadaşlar İstanbul'da olan bir etkinliğe davet ettiler.

Bir gün telefonum çaldı. 'Jack bey! İstanbul'da gerçekleşecek olan Siyaset okuluna katılmak ister misiniz.? Numaranı bilmem bilmem kişiden aldım senin için çok güzel şeyler söyledi' Dedi. Kabul ettim etmesine ama bir yandan uçak biletlerine bakıyorum. Bir yandan ben ve siyaset hiç birbirlerine yakışmıyor. Bir de kim benim hakkımda iyi şeyler söyler ki diye düşüne düşüne sabah ettim mi. Bu birinci problem. Hadi bunu geçtim internetten başladım makale okumaya . Amacım oraya gittiğim
zaman cahil gözükmemek. Ha bir de beni oraya çağırmaklarındaki amaç Bursa'da  bir oluşum var LBGTİ ( lezbiyen,gay,bisexuel,transexuel,intersex) bireyler için. Ee ben İskenderun'dayım. Bursa'da neler oluyor bilmiyorum ki. Birde bana dediler mi Bursa'daki oluşum hakkında bizi bilgilendireceksin die. Al bi de burdan yak . Bıraktım makale okumayı daha önceden eşcinsellik hakkında bir konnuşma yapmıştım oradan bir kaç kelime kapmak için okumaya. Ha bir yandan da internetten Bursa'daki oluşum hakkında bilgiler bakıyorum. (Okumak istersen : Ne Yalnız Ne de Yanlışız )

Baktım olacak gibi değil sağı solu aramaya başladım. Bir kaç bir toparladım beni idare eder die düşünmeye başladım.

Dayanamadım uçakta makale falan okuyorum. Bir kaç kişi sordu ne okuyorsun diye.Ne olduğunu söyleyince 'Tıpla mı ilgili?  dediler. Hayır desem olmaz . Evet desem hiç olmaz. Hem ayrıca Tıp ne alaka gerizekalı. Kaderin cilvesi işte. Cevap vermem genelde böyle durumlarda. İnsanlar istediklerini düşünür ve bende daha fazla havalanır yanımdaki ne tepki veriyor diye çaktırmadan bakacağım diye yaptığım işi yapamam. He bir de şu huyum var . Hava alanında bavulla falan dolaşırken kendimi turist gibi hissettiğim için yabancı yabancı dolanırım etrafta. Birisi bir şey sorsa İngilizce cevap veresim geliyor. Düşün artık kendimi nasıl kaptırıyorum. Ki büyük ihtimal mal gibi görünüyorum o ayrı bir şey. Zaten biri bir şey sorsa ingilizce cevap vereceğimi sanmıyorum ya  neyse. Hemen ingilizce bilmiyor diye düşünme sadece çok iyi bilmiyorum. Derdimi anlatıyorum vesselam.

Şu hava alanlarında bavul beklemek gerçekten çekilecek çile değil. Hele benim gibi bir insansan eyvah ki ne eyvah. Gelen her bavul sanki benim bavulum hemen sarılmalar,almaya çalışmalar. Zaten milletin bavuluna sarılacağım derken kendi bavulumu kaçırıyordum o ayrı bi salak noktam. He birde gideceğin adresi bulma olayı var. İstanbul'a o kadar yabancıyım ki Bursa'da yaşamış olmam hiç bir şeyi değiştirmez. Etrafa bakıyorum millet haldır haldır bir yerlere koşturuyor.Bende o arada üçüncü sigaramı yakmış bekliyorum. Bi ara birine adres sorayım dedim kadın beni dilenci zannetti hiç oralı olmadı. Hal böyle olunca ister istemez insan çekiniyor.Köyden indim şehre modunda gideceğim yereharitadan falan bakıyorum.ama sanki millet beni sikecekmiş gibi davranıyorum. Korka korka gitmeler falan . Hiç bu kadar mal durumuna düşmemiştim.

                                                                ###

Otele bir girdim. Ya Rab! Çok güzel yapmışlar. Kıçımı satsam böyle bir yerde kalamam düşün o derece. Gerçi sen bana aldırma ben biraz fazla görgüsüzüm. O kadar görgüsüzüm ki kaldığım ilk gece hiç uyuyamadım yatakta. Çalışanlar bir tatlı bir tatlı anlatamam. Sabah zebella gibi gözler kedi amcığı gibi ettim. Tam kahvaltı nerede yapacağım ben lan derken hopp telefon çaldı. Reception. 'Jack bey . Günaydın efendim. Kahvaltı saati başladı ve saat 10:00 'da eğitim var bilgilendirmek istedim efendim.' dedi. Adam böyle iyi davranınca bende mezun olunca böyle mi yapacağım acaba falan die düşünmeye başladım. Turizm bölümü okuduğumu söylemiştim sanırım. Her neyse kahvaltı salonuna indim. Adını bile bilmediğim bir ton şey. Kibarlık olsun diye ilk başta az az aldım ama sonradan dedim ki ' Görgüsüzüm olum ben , bir daha nerede bulacaksın. Hem neden olmadığın biri gibi davranıyorsun. Ne değişken herifsin. Yazıklar olsun sana ' diye iç sesimle dalaşırken bir baktım benim tabak maşallah almış başını gidiyor. Allahım birde doymuyorum.  Eğitim saati gelmemiş olsaydı daha yerdim de he birde aşcının öküz bakışları var tabi.
                                                                                           


                                                         (çok uykum geldi devamı daha sonra :)
                                                                                                                         .....devamı için

27 Mayıs 2014 Salı

Kayboluyorum.. -Jack

Farkına varmalıyım bazı şeylerin. Dertlerim var kendi içimde. Hepsinin geçmişle bağlantısı olan. Anımla alakalı olanlarda mevcut. Hepsinin geleceğimi mahvetmeme sebep olduğunun da farkındayım. İnsanlara ve kendime tahammülüm olmayışım bu yüzden..

Kendime gereken değeri vermeliyim. Çünkü artık insanların dertlerini dinlemekten fazlasıyla bıktım. Hal hatır sormayıp fikirimi almak içim mesaj atan insanlardan, bencillik yapıp direk kendi dertleri için beni arayanlardan, etrafa ölü kefal bakışlarla kendini acındırarak bakan insanlardan hele ki üst kattaki komşu kızından bıkmış durumdayım. Kızın yaşadıklarıyla anlattıkları alakasız. Serdar Ortaç şarkıları gibi. Bir şey anlatıyor ve  konunu başındaki kişi aslında o kişi değilmiş gibi. Konu çok anlamsız ama anlatması bi bütün. Götü başı ayrı oynuyor yaşadıklarının. ASıl önemli olan şey benim hala bunları bildiğim halde katlanıyor olmam.

Bazı şeyler oldu. Bazı şeyler yaptım. Hala daha yapıyorum. Yaşadığım kişilik karmaşası buna örnek. Umursamaz değilim. Otu boku her şeyi takıyorum kafaya.

Neyse durun konuya giriş yapayım artık çok fazla uzatmadan. Bir kısır döngünün içindeyim. Doktor'u , Ricky'i ve geçenlerde aileme açılmadan önce çıktığım kıza eşcinsel olduğumu söylediğim zamanı herşeyi biliyorsunuz.

Geçenlerde Gabile'de dolaşırken bilin bakalım kimi gördüm. 'Ricky'i . Kötü oldum mu tabi ki de hayır. Aklıma gelen tek şey Ricky'i unutturan Doktor ve Doktor'un verdiği acıyla eşcinsel olduğumu itiraf ettiğim eski kız arkadaşım. Konuyu Doktor'a bağladığımı düşünmeyin kesinlikle. Sorun benim bu kısır döngüyü tekrarlamak istemem. Tabi ki Ricky'e yazdım. O da tabi ki cevap vermedi. Sonra Doktor'a yazmak istedim. Ama fotoğraflarını görünce içim parçalandı. Oturup halime şükrettim. Ve kısır döngünün en günahsız ve temiz halkası olan kıza yazdım. Hatta buluştum. Üşüdüğü için hırkamı verip görümün donmasını sağladım. Otobüse bindirip evine yollarken sımsıkı sarılıp bi buse bile kondurdum. Bunları yaptım. Sonra üst kata komşunun kızına çıkıp onun götü başı oynayan olaylarını dinleyip içimi şişirdim. He birde deprem olduğu zaman berbat hayatıma ne kadar bağımlı olduğumu anlayıp ölmekten korktuğumu farkettim. Hatta o kadar kayboldum ki konuştuğum kıza iyi olup olmadığı anlamak için mesaj attım. Bütün gün konuştuk ve akşama doğru buluştuğumuz zaman çektiğim fotoğrafını kara kalem çizdim. He daha sonra Jill'i özlediğimi farkedip face de ekledim. Fotoğraflarına baktığım zaman bu kadar kaybolduğumu kabullenmeyip , özlemem için hiç bir sebep olmadığını düşündüm. Hatta şuan bunları yazarken bile ne kadar aptal olduğumu düşünüyorum ama bir yanda da kıza mesaj atıyorum.

Şaka gibi bi kızla konuşuyorum. Vicdan azabından falan değil. Eğere bitecekse bu kadar kötü bitmemeli hiç bir şey. Kızın hayatını mahvetmeye hakkım yok die düşünüyorum. Düzeltmeye çalışıyorum bazı şeyleri. Bisexuel olma ihtimalimi düşünüyorum. Ben size Ricky'i görmeden önceki gün eve birini attığımı ve sevgili olma yolunda ilerlediğimizi , daha sonr hiç bi heyecan duymadığım için soğuduğumdan bahsetmedim. Önemsiz de bi konu gerçi.

Yazacak daha çok şey var da sonuç olarak bok gibiyim ve bunun farkındayım. Kendimi daha çok bok gibi hissediyorum çünkü bu durumdan kurtulmak için çabalamıyorum. Biri beni durdursun....




20 Mayıs 2014 Salı

Bi Devir Daha Kapandı.. -Jack

Ne tuhaf şeyler oluyor hala. Başlamadan tamamen doktora dair yazdığımı  söyleyeyim. Son bu sefer. Çok ciddiyim anlayacaksın birazdan çünkü.

Ameliyat oldum. Doktorla birlikteyken ameliyat olacağım zaman bana bakacağını, iyileştireceğini o zamanlar hoşuma gidecek şeylerin şimdi ise çok cıvık bulduğum şeylerden bahsetmişti, konuşmuştuk aramızda. Burnumda kemik var ve onu alıp öpüp koklayacağını falan tövbe tövbe :))

Ayrıyız malum. Kaç ay oldu sayamadım artık. Ben yine onca anıya rağmen mesaj attım. Merakta vardı içimde. Gelse ne hissederim acaba diye. Çünkü takıntı olmuştu artık. Sevdiğimden bile emin olamadığım biri için bu kadar parçalamanın bi anlamı yoktu. Her neyse ameliyat olacağım günden bi gün önce mesaj attım. Konuşma aynen şöyle üç mesaj zaten.

'Merhaba. Uzun zamandır konuşmadık. Konuşacak bir şey yoktu çünkü. Neyse. Yarın ameliyat olacağım. Hatırlarsan konuşmuştuk bunları ya da hatırlamazsın sorun değil. Gelir misin bilmem ama ben yanımda olmanı istiyorum...'

'Yer ve zaman belirtirsen ziyaret etmeye çalışırım. İyi ve başarılı bir ameliyat olması dileklerimle..!

'Tophane'nin oradaki devlet hastanesi. Bütün gün hastanede olacağım yarın.'

Çok resmi . Bu mesajlaşmadan sonra kendimi parçalayana kadar ağlamam gerekiyordu. İlginç bi şekilde yattım uyudum. Ertesi sabah ameliyat için hastaneye gittim. Liseden bir arkadaşımda vardı çok samimi olduğum 'Jill değil'  ona verdim telefonu. Ararsa açsın falan diye. Ameliyata girmek de ayrı bi olay. Bi iğne yapıyorlar şeker gibi oluyorsun. Ota boka gülme durumları falan. Gerek yok gerçi ona da çünkü burnuna birşey takıyorlar zaten kopuyor filim :) Ameliyattan çıkarken Amy Winehouse ile seviştim deyip şarkılarını söylediğimi söylemek istiyorum. Bütün hastane beni dinledi. Bunu iyi ki hastaneden çıkarken söylediler bana .

Hasta ziyaretleri falan. Herkes geçti gitti. Akşama doğru duruldu ortalık. Bi mesaj geldi.

'Kaçıncı kattasın?'

Oda numarasını ve kat numarasını verdim. İki dakika sonra kapı çaldı. Biri girdi içeri ama ben doktor gelecek diye bekliyordum. O güzümde büyüttüğüm, ihtişamlı, herkesin kıskandığı hayatı yaşayan doktoru , aşık olduğun öküzü bekliyordum. Doktor girdi içeri aşık olduğum doktor değil. Dudakları uçuklamış, parmaklarının yanlarındaki etleri hep kopartmış, kanatmış, yara etmiş. Saç sakal birbirine karışmış. He birde gözlerinde gereksiz bi duygu vardı. Beti benzi atmış girdi içeri zaten. Elleri titreye titreye annemle tokalaştı.Yanıma sokuldu 'nasılsın?' dedi. Çok düşünmüştüm eğer bir gün bana gelip nasılsın die sorarsa ne cevap vereceğimi . 'Kötü olsam iyi olmam için bir şey yapacak mısın ki ? ' Diye soracaktım. Ama orada 'iyiyim' demek geldi içimden. Niye yüzüme bakamadığını merak ediyorum hala. Benim karşımda birisi bütün çıplaklığıyla dursa ağlasa, yalvarsa ya da başka şeyler yapsa doğal olan, bakardım herhalde. Ben mi yüzsüzüm o mu yüzsüz anlamadım.

Yunanistan'a gitmişti. Oradan magnet almıştı bana vermeyi unutmuştu birlikte olduğumuz zamanlar. Onu getirmiş. Verdi 'iyi olduğuna sevindim ' dedi ve gitti. İki dakika ya durdu ya durmadı.

İtiraf etmem gerekirse hiç kötü olmadım. Üzüldüm daha sonra , burukluk doldu içime ama bu tamamen kendimle alakalı. Çok acınası halde çıktı karşıma. Şaşırıyorum. O kada gözünde büyük gördüğüm tekme yediğim halde. Bu kadar kötü olmamalıydı herhalde.

Ben mi değiştim yoksa o mu çok perişan. Acaba burnum sarılı olduğu için kokusunu duyamadım ondan mı ? Bilmiyorum tam olarak. Tek bildiğim şey o gün yanıma gelen doktor değildi. İsteksiz geldi belkide. Belkide aman bilmiyorum vallahi. Asıl ilgilendiğim nokta, bir insan bir insanın herşeyiyken nasıl olurda bir süre sonra yabancı gelebilir. Nasıl bitip tükenecek bu durum diye merak eder ve bir anda geçer herşey. Hala şaşkınım. Oysa ayrıldığımız zamanlar bu anın çok provasını yapmıştım kafamda. Gelecekti, barışacaktık. O herşeyi düzeltecekti falan. Olmasını istediğim şeyleri düşünmüşüm o zaman demek ki.

Şimdi durup bakıyorum da bu olanlara. Her halde ileride özleyeceğim tek şey anılar ve eski ben. Doktor'u değilde  Doktorun yaşattırdıklarını özleyeceğim. Benim ona yaşattırdıklarımı özlemesini ya da özlememesini umursamadan.

Doktora dair son yazım bu. İyi ki zamanında 'bu devirde evlat acısı unutuluyor, seni de unuturum elbet' demişim. Gerçi o bana ' beni aklından çıkar ama kalbinin bi yerlerinde hala olayım' dese de üzgünüm. Belki de bundan dolayı içim buruk. Neyse daha fazla uzatmayayım isterseniz. Siz siz olun yaptığınız yanlışlar, yaptığınız doğrular hep kendi tarafınızdan yapılmış olsun. İleride kendi kaendinizi yeseniz bile bazı şeyler rayına oturuyor ve siz tek başınıza kaybetmiş ve tekrar güç toplamış oluyorsunuz. Kendi başınıza ayaklar üzerinde duruyorsunuz bu da olgunlaştırıyor sizi.

Bi devir daha kapandı. Rİcky, Doktor...

Sıradaki aşık olacağım gerizekalıya not; Rahatlık bana batmaya başladı. Üniversite sınavınıda boşladım, Gel de bi hayatımın içine et. Hırslanırım belki. Çok bekletme. Çabuk hevesim kaçıyor benim.....





                                                 Bu kadına ölürüm lagnnnnn bennnnn....

4 Nisan 2014 Cuma

Ne Olacak Böyle... -Jack

Gün geçmiyor ki bir mallık daha yapmayayım , gün geçmiyor ki şu amcık ağzımı tutmayı başarabileyim..

Bu işler böyle yürüyor sanırım. Hiç derdim yokmuş gibi birde bir sürü malla uğraşıyorum. Şuç yine bende o ayrı bi durum . Neyse ben size olanları anlatayım. Hemde blog yazmış olurum. Bahar yorgunluğundan mıdır bilmem bi gram yazasım yoktu. İşte geldik buradayız neyse ki . Saçmalarsam yazmayı yarıda kesebilirim çünkü nasıl bir ruh halime büründüysem kendime bile tahammül edemiyorum.

Bazı şeyler vardır insan hayatında.  Bir cümle , bir kelime ya da bir şarkı. İşte bu küçük ama değerli şeyleri insan özel olsun ister. Hiç bir özneyle kullanmaz o cümleyi, hiç  bir anlam katmaz o küçük ama değerli kelimeye. Ve hiç bir şekilde dinlenmez o şarkı, değerli olduğu zaman dışında. Boşuna meraklanmayın işin içinde doktorda var.

Doktordan açıldığına göre konu. Bana attığı bir kaç zarfı söylemeden edemeyeceğim. Bizim ilişkimiz Bi 'selam' la başladı. Doktorla çok mutlu olduğumuz zamanlarda Yunanistan'a tatile gitmişti kendisi. Oradan bana sevgi sözcükleri dışında Yunanca selamın yazılışını göndermişti. Bizde bunu WhatsApp durumu yapmıştık.  Γεια σου...

İnanın bazı şeyleri tükettim. İçimdeki doktoru, insanlara tahammülümü, duygusallığımı ve nicesini. Devamlı bir uğraş içinde olmam gerekiyor yoksa başka türlü kafayı yeme raddesine gelebiliyorum. Otobüste rüyama giren 'AŞKIN ANATOMİSİ' kitabını okurken birde WhatsApp da doktorun durumuna bakmak geldi aklıma. Uzun zamandır bakmamıştım. Ayrıca twetter da kapalıydı o sıralar. Attığı twitlere bile bakmıyordum. Neyse ki bakmış bulundum. Aynı zamanda ben bu yunanca  selam (Γεια σου) yazılımını kalbimin üstüne geçici dövme yaptırmıştım . Doktor bunu sevişirken farketmişti ve daha tutkulu sevişmiştik. Bunları bildiğim için ve doktorla ayrılmamızın yedinci ayına girerken doktorun WhatsApp durumu 'Γεια σου' buydu. Bir insan terk ettiği bir insanla ortak olan bir şeyi neden WhatsApp durumu yapsın. Hadi bunu geçtim. WhatApp fotoğrafı İzmir de tatil yaptığımız zamanlar sahil kenarında benim çektiğim fotoğrafını koymuş. Eskisi kadar kötü olmadım. Sadece gece uyumakta zorlandım o kadar. Bunları nie yapıyor anlamadım.Zarf  atıyor olabilir, pişman olmuş olabilir, barışmak istiyor olabilir ya da yalnız olmaktan bıktı ve yanına birilerini istediği için olabilir. Başka şeyler de olabilir bilmiyorum. Ben işime yarayacak nedenleri düşünerek daha mutluyum. Yazmadım . Neden böyle bir şey yaptığını sormadım çünkü yirmisekiz Nisan'da ameliyat olacağım burnumdan. Ona mesaj atmam için büyük bir neden. Zaten ameliyat olduğum zaman aramamı söyleyen oydu . Her şeyin hayırlısı.

Şimdi buraya nereden vardır ve benim amcık ağızlılığımın cezasını çektiğim şu konuya gelelim. Bu hayatımızda özel olmasını istediğimiz değerleri başka yerde duyduğumuz zaman kötü oluruz. Açıkcası benim elim ayağım titriyor. Benim çalıştığım mağaza da avm kapandıktan müşteriler mağazadan çıktıktan sonra bilgisayardan şarkılar falan açıyoruz. Daha önce doktorla sarmaş dolaş mum ışığında , çilekli şarabın verdiği tatlı sarhoşlukla dinlediğimiz Sezen Aksu'nun HOŞGELDİN şarkısı. İşimi bitirip eve gitmeye heves ettiğim dakikalarda gücümün en yüksek olduğu an da şarkı başladı. Yaptığım işi bırakıp bilgisayarın başına nasıl gittiğimi hatırlamıyorum. Bilgisayarın başındaki bir kaç gerizekalı arkadaş. 'Yapma bak şimdi gelecek Jack.' dediklerini duydum. Nasıl bilgisayarın başına gidip onları feci şekilde ittirip şarkıyla birlikte bilgisayarı kapattığım anda dönüm avazım çıktığı kadar bağırdım. ' AÇMAYIN DEMEDİM Mİ BEN SİZE BUNU BİR DAHAAAAA!!! HASSAM OLDUĞUM BİR ŞARKI BU BİLE BİLE NİYE YAPIYORSUNUZ. SİZİN SANDIĞINIZ KADAR ÖNEMSİZ ŞEYLER DEĞİL YAŞADIĞIM. ZAMANINDA NASIL DİNLEDİĞİM ŞARKIYI ŞİMDİ BURADA DİNLEMEK AĞRIMA GİDİYOR. ANLAYIŞSIZLARRR...!! ' Diye bağırdıktan sonra ağlayarak işimi yaptığımı söylemekten çekinmiyorum.

Hadi tamam açıyorsunuz. Dinlemek isteyebilirsiz. Bir şekilde erken bitirip işimi giderim siz dinleyin die ama o 'gelecek şimdi bak yapma ' demek ne oluyor. Bu kadar milletin ağzına sakız olmak benim şuçum. Oysa ki bu şarkıyı ben her hangi bir kızla dinlediğimi sanan bir kaç insan. Bi bok bildikleri yok ama dalga geçmeye yer arıyorlar. Bu da benim şuçum. Malım işte nie anlatıyorum ki. Şimdi daha iyi mi oldu sanki. Müşteriler gitse bile müzik açılmıyor artık. O gece neler çektim. Uyku uyumak mı nah uyursun. Düşünüyorsun düşünüyorsun. Hayallere dalıyorsun. Doktorun yaptıklarının üstüne bu insan düşünüyor ne olacak böyle die..

Not: Aşkın Anatomisi kitabı, çok ağır okuyabiliyorum çünkü ansiklopedi gibi bir kitap. Geçmiş yılların kabileler zamanındaki evlilik kavramını, cinsellik kavramını ve homoseküel oluşumlarının nedenlerini anlatan bi kitap. Okuduğum yere kadar bunu anladım. Tekrar görüşmek üzere Sağlıcakla kalın , Hoşça kalın....

                                         
                                               Buna yapacak uygun bi açıklama bulamadım....







22 Mart 2014 Cumartesi

Yazılamayan Yazı... -Jack

Değişmedim aslında..

Değişen sadece düşüncelerim, eksikliklerim ve özlediklerim. Bazı konularda çok hassasım. Mesela babamın eksiklğini bu aralar çok hissdiyorum. Annemi yirmiiki sene içip içip dövmüş olmasını bi hiçe sayarak aklıma gelmesine izin veriyorum.

Bazı şeylerin eksiklikleri de var hala. Doktordan söz etmeyeceğim diyorum ama ediyorum istemeden. Kaç ay oldu. Bir insan ne kadar yas tutabilir. Ne kadar sabahları feci bi karın ağrısıyla gözleri yaşlı uyanabilir. Bir insan nsaıl olurda bir insanda bu kadar etki bırakabilir. Ya da nasıl olur da ben böyle bir insan haline gelebilirim. Yalnız , duygusuz, vicdansız, gamsız ve boş. Sınavım var yarın hani şu homofobik ailemden kurtulmak için hazırlandığım. Kendime bi hayat kurmak için uğraştığım sınav. Herkes mesaj attı ve ben o kadar salağım ki hala doktorun mesaj atıp destek vermesini bekliyorum.

Çünkü koca bi malım ben . Çok özlüyorum onu. Daha yeni farkettim gerçi. Hiç ummadığım bi zamanda gece yarısı karıma çıkan yeni fotoğrafıyla dank etti kafam. Ağrı girdi her yerime ve ben sığınacak kimsem olmadığı için güneşin doğmasıyla yarı ölüm haline geçebildim. Yazamıyorum uzun zamandır da . Vakit bulamadığımdan değil,  dilimin tutulasından . Yazma yeteneğimi kaybettim sanırım. Bu yazı nasıl oldu yada nasıl olur onu bile bilmiyorum. Sadece sınava saatler kala yazmak istedim sanırım.

Neyse fazla uzatmayacağım. Çünkü yazamıyorum. Çünkü... Aman neyse kendimi aşağılamaktan vazgeçmeliyim sanırım .

Hoşçakalın dostçakalın...

7 Şubat 2014 Cuma

Rüya... -Jack

Hayatım gördüğüm rüyalardan ibaret....

Evet. Yine  rüyamda doktoru gördüm. Geliyordu, buluyordu beni. Saatlerce bi cafede bekletim elinde bir tomar saman kağıdına yazılmış yazılarla yanıma geliyordu. Üstünde ergenler gibi isimlerimizin baş harfi ve aralarına kalp vadı. Üzerinde bir de büyük harflerle AŞKIN ANATOMİSİ yazıyordu.

Daha fazla şey vardı da hatırlayamıyorum. Çokta uzatmak istemiyorum aslında Doktor konusunu. Size de gına geldi farkındayım. Her neyse bi bakayım dedim bu AŞKIN ANATOMİSİ neymiş diye. Böyle bir kitap varmış. Kime anlattıysam alıp oku içinde öğrenmen gereken bir şey var dediler. Bence de bu bir işaret.

Hani yıl başında Doktor'un evinin oraya sarhoş halde gittiğimi  yazmıştım ya . Doktor evde yoktu. Taşınma ihtimali falan bir sürü şizofrenik şeyler düşünmüştüm. Hatta İzmir'e gittiğini falan da yazmıştım. İşe o. İzmşr'e gitmemiş. İstanbul da yakın bir gay arkadaşı vardı benimde tanıdığım onun yanına gitmiş. Instagramda fotoğraflarını gördüm. Bu arada eskisi gibi siklemiyorum pek. Eski halime geri dönüyorum sanırım. Üniversite sınavını boşladım , gabile ve planet hesaplarıma sık sık girmeye başladım. Gerçi sadece giriyorum icraata gelince tık yok. Elime erkek eli değmedi be. En son biriyle buluşayım dedim de herifin yanına salak gibi ağlamıştım.

Bunları yaparken  de iyi şeyler de yapmıyor değilim. Uludağ Üniversitesi 'Renkli Düşler' grubuyla kontak kurmaya çalışıyorum. Bu grup LGBTİ ( Lezbiyen, Gay , Bisexuel, Transexuel  ve İnstersex ) bireylerin yaşadığı zorlukları ve toplumun kabullenme sürecini hızlandırmaya yönelik çalışmalar yapıyor. Sivil toplum örgütleriyle çalışan bi gönüllü olarak bu grupla çalışmak iyi olur die düşünüyorum.

 Size anlatmadığım bir şey daha var.  Geçenlerde bir eşcinsellik belgesel gösterim kokteylinde biriyle tanıştım. Adı beim Doktor'un adıyla aynı. Doğum tarihi bizim doktorla tanışma tarihimizle aynı. (26.06.2013) Sevgilisinin doğum tarihi benim doğum tarihimle aynı (15.07.1995) ve sevgilisinin mesleği doktorluk. Al sana ironik bir acı.

Neyse konu yine Doktor'a geldi.  Daha fazla yazmamaya dikkat edeceğim. Çünkü anlattıkça, yazdıkça yapmacıklaşıyor, sıradanlaşıyor her şey. Konuşulacak pek bir şey de kalmadı gerçi. Ara sıra aklıma geldiği zaman ağlamaklı olduğumu , onu rüyamda gördüğüm zaman sabaha büyük bir karın ağrıyla uyandığımı, pardon kuyruk acısıyla uyandığımı yazmak istemiyorum. Acım hala taze. Acım hala etkili. Acım hala özlemim kadan uçsuz bucaksız. Sadece alışım yokluğuna. Onun dışında kendim dışında değişen pek bir şey yok. Hala arkadaş sayım parmaklarımın sayısını geçmez. Öyle işte.

Neyse Güzin ablalarım .. :) AŞKIN ANATOMİSİNİ aldığım zaman da yazarım size. Hoşçakalın.. :))


             
                                                 İronik acıyı yaladığım kokteylin belgeseli. İzlemelisiniz bence.

                               Üzerindeki kadın resmi yerine Doktorla ismimizin baş hafleri vardı. Diğer hepsi aynı...

30 Ocak 2014 Perşembe

Yeni Yıl.. -Jack

İnsan bazı şeyler olur diye bekliyor işte. Bir mesaj ya da her hangi bir şey.

Yeni yıla ilklerle girmiş olmam hiç bir şeyi değiştirmiyor. Merak etme doktora bağlayacağım yine. Çünkü biraz önce sokaklarda onu görürüm diye sarhoş kafayla Görükle sokaklarını tavaf ettim. Soluğu doktorun evinin önünde aldığımı söylememe gerek var mı ? Bir gay arkadaşım var. Benden özürlü olmasın özürlüdür. Severim kendisini. Tek gay arkadaşım o çünkü. Her neyse onda kalıyorum yılbaşı gecesi. Doktorun iki sokak yukarısında oturuyor.

Ondokuz yıllık hayatımda birinde kalıyorum.  Annem ne kadar laf etse de abim ayarladı sağ olsun. Neyse geçiyor dediğime bakmayın. Geçen tek şey zaman ve hayat geçirdiğiniz zamandan ziyade yaşadığınız karmaşadan ibaret. Duyarsızlaşıyorsun bir süre sonra. Sabah uyanıyorsun ve yaşadığın şey bi boşluk değil. Hiç bir şey . Hatta bir süre sonra oturup iki kelime yazmak ya da okumak gelmiyor içinden.  Çoğu zaman blog yazamayışım bu yüzden.

Siyah sayfalara kurşun kalemle yazılmış gibi bir şeymiş yaşadığım. Her neyse. Geçenlerde gördüğüm rüyamda takılı kaldım. Anlattım mı hatırlamıyorum. Beyaz bir  güvercin görmüştüm. R2  eğitimi almış birine fal baktırdım. Tek ihtiyacım olan buymuş gibi. Dönecek o sana, umudunu kaybetme , kötü düşünme dedi. Daha ne kadar iyi düşünebilirim acaba. Canı sağ olsun diyorum, sıkılmıştır diyorum. Hiç kötü düşünmüyorum. Ama yine de ses seda yok.

Dedim ya doktorun evinin önünde adlım soluğu diye. Acaba  camdan falan bakarken onu görür müyüm  umudu vardı .Ama ne bir lambası açıktı  ne de perdeleri açıktı. Balkondaki çamaşırlığı da yok. Taşındığını falan bile düşünürken İzmir'e gittiğini düşündüm. Başka nereye gidebilirdi ki.

Uzun zamandır twitter hesabına bakmıyordum. Baktım vesselam. Bursa'dan sıkıldığını uzaklaşmak istediğini falan yazmış.Sıkılmış herhalde, bunalmış ya da .Gay hesabımı açtım iki dakikalığına doktor bana göndermek için çekindiği fotoğrafları kaldırmış .Lens kullanmaya başlamış. Hayatında biri olma  ihtimali aklıma gelmedi değil. Gerçi duyarsızlaştığım bir anda bakmıştım. Siklemedim pek. .Acısı ertesi gün çıktı. Odamdan çıkmadım hiç. Akşama kadar yattım ve günüm çok boş geçti. Ne bir ders çalıştım ne de doğru düzgün birşey yaptım.

Kendimi sorguladım biraz . Çok fazla hayalim var. Ama hayallerim için çabalamıyorum .O nasıl olacak bilmiyorum. Böyle de dengesiz ve tembel bi yapıya sahibim.


Not: Yeni yıl akşamı geçeli çok oldu sayın okuyucu farkındayım. Yazdığım bir kaç yazı daha var ama geçirecek vaktim yok. Gerçi yazdığım şeyler aynı şeyler ama işte. Onuda en kısa zamanda geçirmek ümidiyle. Hoşçakal..

18 Aralık 2013 Çarşamba

Sonuç,. Gelişme.. Giremedi... -Jack

Kısacası doktordan yediğim kazıktan ( kazıkta sayılmaz aslında ) sonra hiç bir şey yapamaz oldum. Ne biriyle konuşasım ne biriyle görüşesim var. Yazdığım bloglara baktım da değişmişim bayağı. Biriyle sevişme ihtimalimi bile düşünemez oldum. Eski Jack , o Jack değil artık. Günde kaç kişiyle yatıyordum, günde ne kadar gereksiz kelime kullanıyordum. Önceki bloglarımı okuduğum zaman bile gülmeyip acıyorum kendime.

İşte doktorun beni terk etmesinden sonra tepetaklak olan hayatım. İçim rahat. Aşkı en güzel haliyle yaşadım. Elimden gelen her şeyi yaptım. İçip içip evine gittim, küçük küçük notlar bıraktım onun gittiği yollara , posta kutusuna. Oturduğu apartmana baştan aşağıya onun sevdiği parfümümü boşaldım. Ağladım, yazdım, çizdim, rüyalarımda göreyim diye günlerce uyudum. Kahvemi soğutacak kadar onu düşündüm. Havalar soğumasın hasta olur die dualar ettim. Twitter hesabına girip F5 tuşunu yalama yaptım. Fotoğraflarımıza bakıp bir sigara içtim. Dinlediğimiz müzikleri ağlaya ağlaya , bağıra bağıra söyledim. Yaptığımız sexin , denediğimiz pozisyonların hayalini kurup mastürbasyon yaptım. Hayaliyle yapılacak bütün her şeyi yaptım. Ama hiç kötü bir şey söylemedim. -Canı sağolsun- dedim., -sıkılmıştır - dedim , -benden daha iyisini bulmuştur - dedim. Şükrettim yine yaşadıklarıma. İlk defa tattım bazı şeyleri çünkü. İzmir tatali , çilekli şarap , Sıla'nın Vaveyla albümünü bile ilk onunla dinledim. Daha bir sürü şey...

Beni terk ettiğinden beri kimseyle sevişemedim. Bi ara  deneyeyim dedim olmadı. Yabancı bir koku , yabancı bir yüz , yabancı eşyalar , her şey yabancı, kaybolmuş çocuk gibi camdan dışarı bakıp ağladım adamın yanaında. Yapamadım. Başka biri değsin istemedim bedenime, başka birinin yatağında kan ter içinde kalmak istemedim. Yapamadım işte. Hiç bir zaman o günkü kadar acınası hissetmemiştim kendimi.Bir daha denemedim zaten. Unutmak istemiyorum doktoru. Melankolik olabilirim. Fakat hatırlamakta istemiyorum. Çalıştığım yerdeki müdür çok fazla benziyor . Evrenin işine bak.

O kadar götlük yaparsam, bütün sevgililerimi aldatırsam tabi ki böyle şeyler yaşarım. Bu da evrenin - al sana- deme şekli sanırım. Olsun yine de iyi ki yaşadım. Şu yazdıklarıma bak nasıl bir insan haline geldim. Diyorum ya doktorla barışmam diye. Dün gece rüyamda gördüm. Kalabalık bir ortamda üzgün üzgün bana bakıyordu. Ardından oradan ayrıldım ve kümes gibi bir yere gidip beyaz güvercin sevdim. Barışmak demekmiş beyaz güvercin. İçimde yine de bi umut..

Aslında tamamen egom için istiyorum. Dönse barışmak istese barışmam herhalde . İçip evine gittiğim gün o evde o çocukla bastım ya , barışsam ben nasıl o eve gireceğim . O koltuklarda , o yatakta  eve gelen onlarca orospunun soluduğu havada nasıl durabilirim. Duramam herhalde . Şimdi bile midem bulandı. Ama dönmek istesin bana . Hevesim kazar en azından. Hadi o eve gelen orospuları takmıyorum diyelim. Beni terk  ettikten sonra eski sevgilisi için attığı twitleri nasıl halledeceğim bilmiyorum. Ben neyi düşünüyorum hey Allahım. Ne o döner, ne de ben bunları atlatmak için uğraşırım.

Neyse anlatacak çok şey var da yarım kalsın bu sefer de....




                                                       Bağımlısı olduğum gerçeği...


28 Kasım 2013 Perşembe

Değişiyor İnsan... -Jack

Bitmiş bazı şeyler var elimde.Mutlu bi ilişki, boş bi sigara kutusu, kalmayan bi umut, fincanda soğumaya mahkum kalmış kahve ve aldığım ilk dakikalarda sonuna hazırlamak için başlamadan önce sonunu okuduğum beş altı kştap.

Birini sevme isteği uğrasada ara sıra aklımdan çıkamayan doktor engel olabiliyor hala. Koli bulmak için girdiğim sitede aldatıyormuşum gibi hissedip çıktığım dakikalarda yazıyorum.Doktorla olan ilişkimin sonuna hazır değildim henüz ve hayat sonunu hiç beklenmedik zamanda çıkarttı karşıma.Daha çok güçlendim ve daha fazla anladım bazı şeylerin değerini. Yalnızlık daha iyi bir şey sanırım benim için. Telefonum hiç çalmıyor. Fakat her gece sarja takıyorum. Yalnızlığıma eşlik eden şarkılar sağ olsun. Yalnızım ve kendimle uğraşmaktan başka hiç bir şey yapmıyorum. Ne arayanım var ne de soranım. Kim kimle ne yapmış, kime ne olmuş ya da başkalarının dertlerini dinleyip yapmacık yapmacık 'olsun canım geçiyor her şey' demek zorunda kalmıyorum.

 Biraz uzun oldu sanırım yazmayalı. Aslında gün içinde kafamda devamlı başlangıç yaptığım yazılar var. Kağıda dökemesem de yazıyorum. Kendi içimdeyim uzun zamandır. Bu durundan git gide zevk almaya başlıyorum ayrıca. Tek sorunum ailemin ara sıra gereksiz tartışmalarına kayıtsız kalamayışım. Sorunda neden onlara bir şey anlatmıyormuşum..

Eski ben ben değilim. Günde üç dört kişiyle yatamıyorum. Hatta doktor beni hayatından def ettiğinden beri elime kimsenin eli değmedi. Bir süre daha değeceğine benzemiyor. Hala iş yerime, dershaneme, evimin nerede olduğunu bilmediği halde geleceğine inanıyorum. Hayali kuruyorum desem daha doğru olur.
 Hayal işte bir gün olur mu bilmem. Ne kadar hayal kursam da olsun istemem. Ne yapacağımı bilmiyorum çünkü. Daha biraz önce aklımdaki doktor olduğunu bildiğim için kendime ihanet ettiğimi düşünürken, size doktorun koli aradığı profili gördüğümü söylemedim. Gördüğüm zaman bile ne yapacağımı bilemedim. Eğer bir gün karşıma çıkarsa beş dakikalık zevk için arayış yaptığı sitelerde bana göndermek için çekindiği fotoğrafları yayınladığı için laf sokabilirim. Belkide ağzımı açmam. Pek millete laf anlatmıyorum artık. Susuyorum ve onlar istediklerini düşünüyor. Güzel bir hediye bence. Kıymetini bilmeleri dileğiyle...

Her neyse. Böyle eskisi gibi götlü göbekli şeyler yazamayınca bi tuhaf oldum. Edebi nitelikli cümleler kurunca kendimi yeni ergenliğe  girenler gibi hissettim.Bilmiyorum belki de senin böyle düşünebilme ihtimalinden kaynaklı. Olgunlaşmış da olabilirim..

 Öyle bi kazık yedim ki. Aslında iyi oldu. Yediğim kazıktan dolayı eğilmem artık her şeye. Doktor... Bir yandan da düşünüyorum doktor bana kazık atmadı ki diye. Soğumuş olabilir, sıkılmış olabilir, eski heyecanı alamıyor olabilir yada her neyse. Gayet normal ayrılmak istemesi. Kimse karşısındaki mutlu oluyor die mutsuz olmak zorunda değil. Doktorla tanışmadan önceki halime bakıyorum da yatmadığım adam kalmadı Bursa'da. Bütün hayatım sex üzerine kuruluymuş. Şimdi öyle mi? Vallaha değil. Biriyle sevişme olasılığımı bile düşünemiyorum. Uykum kaçtığı zamanlarda yaşadığım sex anılarını düşünür ya da abazanın biriyle uykum gelene kadar sex muhabbeti yapardım. Şimdi onun yerine uykum kaçtığı zaman kalkıp ya kitap okuyorum ya da test çözüyorum. Bunlar iyi şeyler bence. Çeki düzen verilmiş bir hayat işte. Birde şu üniversiteyi kazanıp loş ışıklı odamda Sıla'nın vaveyla albümünü dinlerken acı sade kahvemi yudumladım mı tamamdır. Şarap da olabilir. Çileklisinden.

Doktora soracağım diyorum ya bir gün karşıma çıkarsa o bana gönderdiği fotoğrafları sitelerde yayınlamasının hesabını. Sırf anılara ihanet etti diye soracaktım ama bende yaptım aynı ihaneti. Eve eski  kız arkadaşım geldiği zaman doktorla yaptığımız her şeyi yapmadık mı? ayrı boku ben de yedim. O yüzden şimdi fark ettim de bunun yüzünden doktora hesap soramam. Neyse zaten ne o benim karşıma çıkar ne de ben o karşıma çıktığı zaman ağlamamak için kendimi zor tuttuğum zaman bunun hesabını sorarım. Belki de ağlamam bilmiyorum.

Neyse yine doktora bağladım yazıyı. Hiç öyle bir amacım yoktu oysaki. Hadi bakalım birazdan sabah ezanı okunacak bari bir kaç saat uyuyayım da dershaneye gideceğim oradan da işe. Yazıyı Ahmet BATMAN'ın bir kaç cümleleriyle bitireyim.

'..Şimdi her şey fincanda soğuyan bir kahve kadar tatsız. Ve hiç bir yazı sana yazılmadı, senin yüzünden yazıldıysa haberim yok.....'

15 Kasım 2013 Cuma

Anılar Aynı, Kişiler Farklı.. -Jack

Kendimi sorguluyorum devamlı. Bu yüzden kaç gündür kitap yüzü görmedim. Nedenini bilmiyorum ama gidip geliyorum kendi içimde devamlı.

Bundan iki sene öncesine gidelim hatta daha fazla. Ben daha kendimi kabullenmemiş eşcinsel kimliğimle kızlarla takılıp bir yandan da erkeklerle yatıp kalkan bir ergen olarak hayatıma devam ediyordum. Size bu bundan hiç bahsettim mi bilmiyorum ama  göstermelik kız arkadaşlarım olmadı hiç. Kız arkadaşlarım oldu ama göstermelik değildi. Hatta iki buçuk sene süren uzun ilişkilerim bile vardı.

Çıktığım süre içinde el ele dolaşmalar, yanaktan öpmeler falan ama daha ilerisine gitmedi iç bir zaman. Bir ara olur gibi oldu midemden gelen sesler sonrası erekte olmadığımı farkedince olmadı.

Daha sonrasında hayatıma birisi girdi. RİCKY. Aradan bir hafta geçmeden bir kızla tanıştım. Benden bir yaş küçük esmer bir kız. Ricky'e aşık olduğumu sanınca kızı terk ettim ben. Hemde inanmayacaksınız belki ama Doktorun bana dediği lafların aynısıya. Kız beni ıssız adam sanıyor bende doktoru öyle nitelendiriyorum . Zincir gibi bi olay. Kız hala seviyor beni biliyorum. Bende seviyorum ama herhangi bi kızı sevdiğim gibi. Doktoru sevdiğim gibi sevemiyorum işte.

Ama  kızla da böyle buluşunca yaptığımız şeyler geliyor aklıma, film izlemelerimiz,gezmeler, fotoğraflarımız falan olabilir ama onun istediği gibi değil. Herneyse nerden geldik buraya.

Biliyorsunuz Doktorun beni terk edişini yediremedim. Yıprandım,dağıldım,üzüldüm.. Birde beni arayan devamlı özel numara vardı biliyorsunuz . Bu kız olma ihtimali yüzünden aradım bi gün. 'Eğer sensen bendeki değerini kaybedersin sen yaptıysan yapma sakın böyle birşey' dedim. O gün aradığımdan beri attığım berbat twitlerden şüphelenip 'iyi misin?' die mesaj attı. Cevap verdim haliyle. Çünkü bu kıza 'Sen benim en son kız arkadaşım olacaksın söz veriyorum' demiştim. Kendimi de kabullenince bu kızdan sonra hiç bi kızla konuşmadım. Sözümü tuttum. İleride de tutacağım.

Bu kız mesaj atınca doktorun bana dedikleri geldi aklıma. Üzüldüm mü yoksa beni sevdiği için egom mu tatmin oldu anlamadım ama konuşuyorduk kızl bir süredir. Hiç bir şekilde umut verici birşey söylemedim.Sonra buluşma olayları falan oldu. Bize geldi bi sabah. Doktorun hazırlayıp yatağa getirdiği kahvaltının aynısını hazırladım. Kahvaltı yaparken film izledik televizyondan. Sofrayı toplayıp bulaşıkları yıkattım ona.. Doktorun evinde de ben yıkardım . Doktor hazırlardı ben yıkardım. Aynı şeyleri yaşadık. Roller değişikti ama olsun. Hiç konuşmuyoruz ama aradan iki sene geçmiş benim aklımda Doktor onun aklında ben ve benim Doktorla olan anılara ihanet etmemin verdiği suçluluk duygusu. Ne konuşabilirdim ki. Doktoru ne kadar sevdiğimi mi anlatacaktım. Daha eşcinsel olduğumu bilmiyor. Gerçi otobüse bindirirken söyledim. Dur oraya da geleceğim.

Bulaşıkları yıkattım. Bu arada kaçıncı kahvemi ve sigaramı içiyorum bilmiyorum. Kızın çizim ödevi  varmış .Benimde çizimin iyidir. En son çizdiğim resim Doktorla çekindiğimiz ilk fotoğraftı. O anıya da ihanet ederek kızın çizim ödevini yaptım. Sıra geldi ıslak keke. Islak keki o yapmaya kalktı çırpıcının tuşuna parmağı yetmediği için yardım etti. El ele değeceğiz diye tutmadım. Ben çırptım o malzemeleri ekledi.

Yaptığım en güzel ıslak kekti. En son Doktorun doğum gününde yapmıştım. Tek başıma üzerine mum koyup üflemiştim. En son o zaman yapmıştım. Şimdiki çok güzel oldu. Doktorun yaptığı gibi olmasada olsun. Sinirden ve gerginliğimden bütün keki yediğimi söylemeden geçemeyeceğim. Islak keki yedik. Kız konuşmak için fırsat kolluyordu.Bende konuşalım ben bitsin die 'konuşmak için beni bekleme ben konuşmuyorum bu aralar. Anlatacak pek birşeyim yok' dedim. Oda konuşmak istemedi. Hala içinde umut olup olmadığı sordum ağlamaya başladı. Sessiz sessiz ağlıyor ama.

Hava da bayağı esiyor. Yine tepede dolunay. İçimde ince bi  t-short var. Montumu çıkarttım verdim. Kalktı ayağı ağlaya ağlaya ' al hasta olacaksın' dedi. Almadım. Sarıldım kıza. Kız daha çok ağladı. Kokumu içime içine çektiğini hissettim. Bilirim ağlarken sevdiğinin kokusunu koklamak nedir. Doktor beni terkederken yalvarmıştım 'beni bırakma' diye. Kollarında ağlarken kokusu geliyordu. Onun kokusunu soluyordum daha çok ağlamak geliyordu içimden. Ve hiç bir koku beni bu kadar oksijene düşman etmemişti.

'Sana söylemediğim birşey var. Söylesem belki beni unutursun. Belki de nefret edersin bilmiyorum.Ama söylemeliyim bence. Çok şey yaşadım ben. İlk okulda dalga geçtiler, lisede arkamdan konuştular. Devamlı sakladım herkesten. Ailem öğrendiği zaman bile annem sevmedi beni eskisi gibi. eni sevmen hoşuma gidiyor. Bi kız olarak farklısın benim için. Beni sevdiğin gibi sevemiyorum ben seni. Bir tek seni değil bütün kızlara karşı böyleyim. Değişirim sanıyordum eskiden. O yüzden birlikteydim seninle ama olmuyo işte. Lanetlenmiş gibiyim. Böyle yaratıldım. Hani sana diyordum ya yazın İzmir'den gelince böyle değiştim diye yok öyle birşey. Benim sana yaşattıklarımın aynısını bende yaşadım. 19 Eylül'de  terk edildim bende. Uykusuz kaldım,yemek yiyemedim, su içemedim. Yalnız kaldım ve hala yalnızım. Bir arkadaşımdan bahsettim ya sana Doktor diye. O arkadaşım değil eski sevgilim o benim. Ben erkeklerden hoşlanıyorum. Eşcinselim ben. Benden nefret et,hatta vur bağır çağır ama kimseye söyleme. Başkalarının bana ibne demesini kaldıracak değilim. Baksana 78 kilodan 60 kiloya düştüm toparlanmalıyım. Ya da söyle rahatlarsın belki. Teşekkür ederim bugün için. Hiç Doktorun yokluğunu hissetmedim. Sadece onunla yaptığımız şeyleri seninle yaptık.Islak kek,kahvaltı falan. Anıların yerini seninle alsın istedim. Sen seviyorsun çünkü beni. Artık doğru yerde anılar. Konuşsana,ağlayada bilirsin. Susma korkuyorum' dedim.

Yüzüme baktı sonra dudaklarıma baktı öpecek gibiydi. 'Yapma' dedim. 'Ben değilim öpeceğin kişi pişman olursun. Keşke başta söyleseydim. Ama korktum. İnsanların laf söylemesinden korktum .Sandığın kadar güçlü değilim ki ben'

Sarıldı sıkı sıkı..

'Senden nefret etmiyorum.Nasıl nefret edebilirim ki. Sadece kırgınım, şuan eve gidip yatmak istiyorum saat on olmuş zaten. Yarın nasıl uyanırım bilmiyorum. Belki yıkılmış,belki mutlu,belki de seni unutmuş olarak. Bilmiyorum işte. Hayırlısı olsun artık. Seni sorduğum herkes-değişik çocuk o biraz- demişti. Sebebi buymuş demek ki. Keşke yaşamasaydım böyle birşey. Kırgınlığım hiç geçmez emin ol. Kimseye de söylemem merak etme. Böyle birşey nasıl söylenebilir ki. Ağlama hadi. Gidelim' dedi. Otobüse bindirdim ve gitti.

Şimdi nasılım. Önümde son sigaram, soğumuş bir kahvem ve etrafa boş bakışlarımla size yazıyorum. İçim niye buruk anlamadım. Doktorla olan anılarımıza ihanet ettiğimiz için mi? Yoksa bir sevenimi kaybettiğim için mi ? Bilmiyorum. Ama sorgulamam herhalde artık kendimi.

KENDİME NOT
Bir daha kahveni soğutacak kadar kimseyi düşünme, soğuyunca tadı bi kötü oluyo kahvenin.

OKUYUCUYA NOT
Uzun yazdığım için bana küfür etme ne olur. Doktorla tanıştığımdan beri bir tek size anlatıyorum herşeyi. Sevgiler.

8 Kasım 2013 Cuma

Ne Yalnız Ne De Yanlışsız... -Jack

Bok gibi giden ama bu durumdan oldukça mutlu olduğum hayatımda yaptığım güzel şeyler de var. Gönüllü olarak çalıştığım bir sivil toplumundan edindiğim çevreden bir teklif geldi. Eşcinsel olduğumu bildikleri için 'Serbest Kürsü' die bi programda eşcinsellerin yaşadığı ayrımcılık için konuşma yapmamı istediler. Bende yazdım ve okudum. Çok heyecanlıydım küsrüde. Bir yandan beni buradan kovacaklar korkusu bir yandan da kapıdan her an Doktorun girme ihtimalinin verdiği hayallerle başladım konuşmaya...

AYRIMCILIK.

Ne kadar lanet bi durum bu yaşadığımız. Yalnız olmadığımı biliyorum. Keşke yalnız olsam da sorun sadece bende olmuş olsa. 

İlk defa böyle bir şeye kalkışıyorum. Ayrımcılık üzerine konuşmak, bir şeyler anlatmak. Annem duysa yine hıçkırıklara boğulur.

Kendimden bahsedeyim biraz. Adım Jack, alkolik bi baba yüzünden hiç aile huzuru görmemiş, sarhoş bir gecenin ürünü olan bir eşcinselim. Hala daha aile huzuru diye birşey görmedim. Homofobik  ve muhafazakar bir ailem var. Homofobiklik nedir? Muhafazakarlık nedir? Ayrımclık nedir? Bilmek istemediğim şeyler. Malesef bir eşcinsel olarak hepsini yaşayarak öğrendim. Öğrenmeye zorlandım daha doğrusu.

 Aileme açıldığım gün bütün hayatım değişti. Annem ağlamakla yetindi. Abim üniversiteye gidene kadar kimseyle görüşmemem gerektiğini, babam ise erkek arkadaşımla nasıl seviştiğimi sordu. Aileme söylediğim tek şey 'aile baskısı yüzünden evlendirilen eşcinsellerden olmayacağım' dememdi. Bir daha evde ne eşcinsellik ne de açıldığım gece konuşuldu. Annem hala gizli gizli ağlar. Abimle hiç anlaşamıyoruz bile. Baba desen bi haber zaten..

 Her eşcinselin yaşadığı gibi kolumdan tutup psikoloğa götürüldüm. Onca para vermelerine rağmen duymak istedikleri şeyi duyamadılar. Onlarda inanmamayı seçti. Çünkü bizim kütük doğuda ve doğudan eşcinsel bir birey çıkmaz , çıkamaz..

Onlara kalsa böyle şeyler yurt dışında olur. Her neyse. Kabullenmediler ama hiç de normal olmadı  hiç birşey. Anneniz eskisi gibi içten sarılmıyor size ve en ufak bir sorunda 'Ne yapacağım ben bu ibneyle' lafları havada uçuşuyor. Abim ise hasta olduğumu düşünüyor fakat bana hasta gibi değil de bir pislikmişim gibi davranıyor. Eşcinsellik hastalık değiş tabi ki ama hastalık olsaydı hasta bir insana böyle davranan bir zihniyetin sağlığından bahsedermiydik ? Tek benim abim değil çoğu toplum böyle.

Bir de eşcinselim ben dediğiniz zaman bir yerde birden 'müslüman mısın ? ' sorusu geliyor peşi sıra. Doğrudan cehenneme gideceksin diyerek cehenneme gidiş biletini keser gibi konuşuyorlar ve insanların ağızlarına sakız oluyorsunuz.

Eşcinsel doğmayı ben istemedim. Ailemi, göz rengimi, saç rengimi ben istemedim. Eğer dünyaya tekrar gönderilecek olsam ve bana sorarlarsa 'Nasıl gitmek istiyorsun' die eşcinsel olarak gitmek istemem. Çünkü kimse istemez toplum tarafından dışlanmayı, hiç evlenemeyecek olmayı, çocuk sahibi olamayacak olmayı istemez.

Cahil bi toplumuz. Erkeklerimizle övünen bir toplumuz. Bu yüzden eşcinsel erkekler, transexuel bireyler ayrımcılığa daha çok maruz kalıyor diye düşünüyorum.  Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemem. İnsanı insan olduğu için  niye yargılayamazlar ki. Gerçi Türkiye'de eşcinseller bırakın insan olarak yargılanmayı canlı oldukları için bile yargılanmıyor. Bakınız amcası ve babası tarafından öldürülen AHMET YILDIZ davasına, bakınız İstanbul'da vahşice öldürülen DORA'nın davasına hangisi sonuçlandı ? Sonuçlanan tek birşey var oda insanların lafları. 'Kesin çok para istemiştir o haline .' 'Kim bilir ne yaparken öldürüldü.' vs vs bir sürü kendileri gibi ucuz bir ton laf.

Bursa'da ki eşcinsellere karşı olan homofobik hareketin ne kadar fazla olduğunu tahmin etmeniz  çok zor olmasa gerek. Bunun sebebinin altında yatan temel sebeplerden bir tanesi eşcinsel kesimin ataerklik sırafına uygun olmayışı. Bir diğeri ise Bursa'nın evliyalar şehri olarak bilinmesi.

 Bunun en büyük örneği Bursa'da açılan GÖKKUŞAĞI DERNEĞİ'nin eşcinsellik yürüyüşüne texaslı grupların engel olması. GÖKKUŞAĞI DERNEĞİ valilikten izin almalarına rağmen iki adım bile yürüyemediler. Çünkü Bursa Esnaflar Derneği ile texaslıların engel olması. Aile yapısını bozuyormuş. Kendi cinsine aşık olan ve birlikte olmak isteyenler nasıl aile yapısını bozabilir.Aşk ne zamandan beri aile yapısını bozuyor. Eğer aşkın aile yapısının içine karıştıracaksak, televizyonda yayınlanan özendirici ve bir o kadarda karmaşık hetero aşk dizilerin aileler üzerindeki etkisini konuşalım.

En önemlisi aslında aşkın cinsiyetinin olmadığını homofobik kesime anlatabilmek. Bir de şöyle birşey var. Protesto için toplanan texaslı grubundaki insanların çoğusu birlikte olacak kız bulamadıklarında erkeklere yönelen sapkın kesimler.

Gizliyorlar çünkü sapkın olduklarının farkındalar.
Engelliyorlar çünkü kendi pislikleri ortaya çıkar diye korkuyorlar.

 Türkiye'de dokuz milyon tane eşcinsel yaşıyor. Bunlar sadece kendisini kabullenmiş insanlar. Aile baskısı yüzünden evlendirilmiş ve bastırılmış insanlar hariç.Heterolardan fazla değiliz ama bizde varız..

İş eşcinsellik haklarına geldiği zaman nedense Bursa evliya şehri oluyor. Ama ne zaman Bursa denilirse afedersiniz 'ibne şehri  orası' gibi laflar geliyor arkasından. Bursa evliya şehriymiş sorsanız hiç birinin ismini bilmezler. Lafa gelinse herkes müslüman zaten bu ülkede.

Aslında Bursa'da eşcillerin maruz kaldığı ayrımcılık hakkında konuşuyoruz ama bana kalırsa insan hakları için çabalamayan bir devletin eşcinsel hakları için yapılan bu kadar çalışmayı göreceğini sanmıyorum.Yanlış yerden mi başladık bilmem de yine de çabalamak güzel şey.

 Daha ne söylesem bilemiyorum. Bursa eşcinsel şehri olsa bile o kadar bastırılmış ki. Burada böyle konuşma yapmak bile mucize gibi geliyor.

Şunu söyleyerek bitirmek istiyorum: 

         Lezbiyen, Gay , Bisexuel, Transexuel, Travesti, Asexuel ve Heterosexuel  bireyler hepimiz insanız.

         LGBT bireyler ne yalnız ne de yanlış.....

                                                                            Saygılar...

-Sonuda kadar okuğun için teşekkürler okuyucu. :)

7 Eylül 2013 Cumartesi

İzmir'e Giden Jack'ın Dramı... -Jack

Bok vardı geldim dedim İzmir'e. Geçen hafta perşembeye kadar her şey güzeldi.

Hayatımda hiç yapmayacağım şeyleri yaptığımı devamlı söylüyorum zaten. Annemle babam ayrı olduğu için annem bayağı sıkıyor beni. Eşcinsel olduğumu  bilmesi de etkili tabiki. Gerçi bilmeden  öncede hayatımı  mahvetmeye kararlı olduğu için yapacak bir şey yok. Beş dakikalık zevk için kaç senedir bi rahat yüzü görmüyordum ki  karşıma sevdiceğim doktor civanım çıkana denk...

Biliyorsunuz şimdiye kadar hiç bi yerde kalmışlığım yok. Belkide söylemedim size ama sırf annem rahatsız olmasın diye hiç bi arkadaşımda kalmışlığım yoktur. Hele ki sevgililerimden bir tanesiyle. Hiç bi zaman sabahlama imkanım olmadı. Pezevenk dayılarımdan bir tanesi tam bi orospu çocuğu (anneannem de süpheleniyor zaten.) çadır kurmuş sahile. Nerden estiyse  git kal orda falan dedi. Büyük ihtimalle  gözünün önünde durmamı istememiştir. Neyse amma velakin  doktor  civanımda varken ona söyledim. Zaten bir aydan fazla doktorun eli elime değmedi. Geleli bir hafta falan oldu dışarıda görüşüyoruz ama hiç bi şekilde temas olmadı. İmkan olmadı daha doğrusu. Bizde çadıra gidelim dedik.   Çadıra gittik, temizlik yapıp gündüz vakti insanlar  yüzerken halvet olduk. Dudaklarımda uçuk çıktığı için  öpemiyorum.Çok kötü bi durum bu o kadar özlemişken öpememek.. Her neyse gece yapmamız gereken şeyi gündüz yaptık.  Gece oldu, gökyüzünde dolunay var.  Işık bile yakmadık. Gece bir anda her şey değişti. Dolunay ışığı gözlerimizden yansıyarak yüzlerimizi aydınlattı. Çok farklı şekilde gördük birbirmizi. Öpemediğim için talihime küfrederken , sarılırken bulduk birbirmizi. O beni deli öptü durdu. Sonra birden 'seni seviyorum' dedi. Hiç bir şey diyemedim. Hiç beklemiyordum çünkü. Yüzünü kavradım. Gözlerine baktım 'cevap vermesem, sende anlasan' dedim.Yanağıma  hiç olmadığı kadar hafif bi öpücük kondurdu. Bende nereden çıktıysa 'beni bırakma olur mu? ' dedim. Bir sarıldı , sırtım nasıl kütledi bi duysanız sanki araba geçti üstümden. Hiç ses çıkartmadım. Nefes alış verişlerimiz başkaydı. Bir başka şey vardı o akşam. Hayatım boyunca annemden başka kimseyle yatmamıştım. İlk gece yatamadım da zaten. Gece hep uyanıktım. Yüzüne bakamadım uyanmasın diye. O da uyumuyordu sanırım. Çünkü devamlı elimi sıktı. , öptü,  sımsıkı sarıldı. Sabah da gece deliksiz uyuduğunu söyledi. Tam üç gece dört gün kaldık. Tartıştık , güldük , yemek yedik , güneşin batışını izledik, hatta  gece saat 01,30 da etrafta kimse yokken dalga sesleri eşliğinde çırılçıplak ve el ele sahili turladık. Çok farklı şeylerdi. Eve dönme zamanı gelince her şey  boka döndü..

Pezevenk dayımın oğlunun sünneti vardı. Bir sürü tanımadığım akraba , bir sürü sulu sulu öpücük ve bir sürü yaramaz, ayak altında dolanan yeğen. İşte o zaman İzmir'e geldiğime pişman oldum. Keşke doktorla birlikte Bursa'ya dönme fırsatım olsaydı. Şuan Bursa da ve evinden dışarı çıkmıyor. Devamlı konuşuyoruz . Bir sürü fotoğraf yolluyoruz birbirimize. Saatlerce telefonda konuşuyoruz. Beni özlediğini, evin her yerinde  anımız olduğunu  geç kalma die  yalvardığımını hatırlıyorum. Benim yaptığım tek şey  'bende seni özledim aşkısı' deyip ona belli etmeden ağlamak oluyor.

Çok fazla boğuldum artık.  Hayatın beni devamlı bir yerlere sürüklemesinden sıkıldım.  Çok şükür yine halime çoğu insanın yaşamak istediği şeyleri yaşıyorum ama kavga ve gürültülü ortamda bulunmaktan oldukça yoruldum. Sakın  ve sevdiklerimle bulunmak istiyorum. Sanırsam olgunlaşma ve durulma çağındayım. Eşcinsel kimliğim  için açtığım faceyi kapattım, hattımı değiştirdim. İş başvurularından çağrılıyorum  ve üniversite kaydı için tarih bekliyorum.

Bu kadar fazla yorulmamın sebebi sanırsam annemin beş para etmeyen ailesi. O kadar boktan ki her şey. Dayım devamlı götünü sikeyim , ibne herif falan gibi bir sürü laf söylüyor elaleme. Benim eşcinsel olduğumu bilse kim bilir neler  der. Annemde ona uyuyor her lafının sonunda göz ucuyla bana baktığını hissediyorum. Hele teyzem bir lafı kırk defa söyler. Benimde en sinir olduğum  şeydir. Gerizekalı  değilim bir şey söylersin, tepki  vermiyorsam umrumda değildir. Evde bir sürü  yeğen var  11- 12 yaşında  hala ekmek almaya, çöp dökmeye ben gidiyorum.


Yeğenlerde ayrı bi cins zaten. Tuvalete girerim gelir lambayı kapatırlar falan. Telefonuma bakmaya çok meraklılar ve hayatlarında hiç küpeli erkek görmemişler . Dövemiyorum da zaten dayım kalkar bi laf söyler bende  ana avrat düz giderim die tutuyorum kendimi. yengemler zaten ayrı bi organizma. Hiç sahip çıkmazlar çocuklarına. En  ufak yeğenim ben geldim geleli siki taşağı dışarıda, çırılcıplak geziyor  ortada. Bağırarark konuşur hemde çok boş konuşur.  Doktor olmasaydı gelmezdim buralara ama geldim bi kere . Şimdi gün sayıyorum Bursa'ya dönmek için. Her ne kadar İzmir'e bir daha gelmeyeceğim desem de sike sike geleceğim. Sinirden mi ağlasam yoksa doktorumu özlediğime mi ağlasam bilemiyorum.  İnternet falan da yok burada hiç bir şeyle oyalanamıyorumda zaten. İşler çok güzelken birden boka sarabiliyor.....

30 Ağustos 2013 Cuma

İzmir'in Öteki Yüzü.. -Jack

Hey guyssss!

bir aya yaklaşık bir şey yazmıyorum  blog falan. Her yaz olduğu gibi klasik İzmir turuna çıkmış olmam buna engel oldu diyebilirim. Çok fazla komik ya da duygusal bir şeyler yazacağımı sanmıyorum açıkcası.

İzmir ahh İzmirrr... Normalde İzmir'e  annem yıllık izinine  çıktığı zaman gelirdik.  Ama ben üç buçuk  haftadır sevgilimin, doktorumun , hayatımın anlamının vs vs. Yüzünü görmediğim  için annemden önce kalkıp İzmir'e  geldim.  Doktora sürpriz yapacaktım ama  benim sevgili sevgilim ben İzmir'e  giderken  kuşadasına gitmeye kalkınca yapacağım sürprizi bozmak zorunda kaldım. Eğer gitmeseydi bir anda karşısına çıkacaktım ama öyle olmadı. Her neyse o beş saatlik yol gözümde öyle büyüdü ki  zaman geçmek bilmedi. Etrafa bakmaktan  herşeyi ezberledim diyebilirim. Koca bir sırt çantası ve annem sırf gitmeyeyim diye valizleri sakladığı için koca bir poşet çanta ile izmire gittim.

Bunların hepsi boş detaylar. İzmir'e vardım ve doktorumla buluşmaya gittim.Ben o kadar uzun yoldan geldim yine beni bekletti. Tam yarım saat bekledim kendisini. O anki halimi görseydiniz sanki 'şans kapıyı kırınca' programına katılmışım, yanımda Sinan Çetin , arkadan  o gereksiz gerginlik katan müzik. Nereden geleceğini bilmediğim için nereye bakacağımı  şaşırmış bir vaziyette  doktorumu gözlüyordum. Birde karşı yolda benim doktor çıktı.  Bir güneş gibi doğru şehre. Biraz gerizekalı çünkü karşıdan karşıya geçerken az kalsın araba çarpıyordu. Onun için kızamadım zaten özlediğim için. Onu görünce ne yapacağımı bilemedim. Elim ayağım nasıl boşaldı , ayakta durmakta güçlendim bi ara . Zaten İzmir havası çok boğucu beyin amcıklaması geçiriyorum, birde uzun zaman sondan aşkından öldüğüm   sevdiceğimi görmek dahada beter yaptı beni. Bak gözlerim  doldu yine..

Karşıma geldi etrafa bakmadan bir sarıldım. Kokusunu içime içime çektim,iliklerime kadar yerleşti kokusu. Çok özlemişim hayvanı. Eşyaları yüklendik ve doğru Konak ,Alsancak  her yeri gezdik. Daha öncede gelmiştim buralara ama hiç bu kadar güzel olduğunu farketmemiştim. Aşık olmak  insanı ister istemez değiştiriyor. Yediğiniz yemekten , içtiğiniz sudan  aklınıza gelebilecek herşeyden zevk alıyorsunuz. Ama siz siz olun aşık olduğunun zaman uzaklaşın oradan .

Çok dengesiz oluyorsunuz bi kere. Gülerken ağlayabiliyor ya da en ağır duygusal şarkılarda  gülebiliyorsunuz. Hele de karşı taraf öküz olup duygularını size en yoğun şekilde yaşatıp  ve bir o kadar da üzmeye meğilliyse. Üzme konusunda  da sırf  kendisi alışık olmadığı için. ( şimdiye kadar en uzun ilişkisini yaşıyor da )  Birbirimizi kaybetmekten korktuğumuz  zamanlarda sırf daha çok bağlanmayalım diye kim kimi üzüyor muhabbetinde ayrılma eşiğine kadar  bile gelebiliyorsunuz. Benim en çok sevmediğim şeylerden bir tanesi de telefonda kavga etmek. Hiç bir şey  çözülmüyor. Çünkü gözlerine bakamıyorsunuz, sana nasıl baktığını göremiyorsunuz, kokusunu duymuyorsunuz , san ne kadar kızdığını  dahi anlayamıyorsunuz. Ne cevap versem diye kırk takla  attığım zamanlar olmadı değil. En azından yüz yüze tartıştığınız zaman kavganın sonu ateşli bi sexle bitiyor. Birde bu mesajlaşma olaylarında  duygusallık çok saçma gibime gelmeye başladı.  Biri sana ' seni özledim ' diyorsa  ' bende seni özledim' demek çok pasif kalıyor bence. 'Seni özledim ' diyen birine 'bende seni özledim '  denmez ki. Gözlerine bakarsın, sarılırsın yada benim yaptığım gibi  tokat atıp ' beni bırakırsan sikini kopartırım '  der ve kemiklerini kırana kadar sarılırsın.

Böyle konuştuğuma bakmayın ilişki uzmanı falan değilim.Olamam da . Hele şuan yaşadıklarımı doğru düzgün anlatmamı da beklemeyin. Çünkü hiç yaşamadığım şeyler. Ben bile şaşırıyorum  kendime bazen . Hatta o kadar şaşırıyorum ki rüya mı değil mi diye doktorun orasını burasını çimciriyorum.  Eski sevgililerimden hiç birine yapmadığım şeyler ve hiç  söylemediğim şeyler söylüyorum.  Bi acayip insan oldum çıktım ortaya. Yazdıklarımdan az çok tanımışsınızdır beni. Şimdiye kadar kaç defa aldatma lazımdı.. Ama yok bir insana yan gözle bile bakmadım. Tanıştığımız günden beri sadık oldum, sadece o olsun  istedim . Hala daha aynı fikirdeyim. Ve gün geçtikçe daha da çok aşık oluyorum.  Ergen gibi  konuşmak istemem ama cidden yarın öbür gün bu ilişkim biterse  kimseye kolay kolay ısınamam herhalde.
(OFF düşüncesi bile kötü.)

Çok başka şeyler. Sahilde oturmamız, 'çiğden çekirdeakk' diye bağıran çekirdekçi, 'fal bakayım mı  be ablam' diye gelen geleneksel şalvarlı roman kadını, büyük bir dalganın  gelip sırtımızı ıslatması, çekirdeğin içini biriktirip sahil kenarındaki  kuşları beslememiz, oturduğumuz yerde  çalan  Sıla'nın Vaveyla albümü  , insanların içinde öpüp koklayamamanın verdiği aciz bakışlar, güneşin batışını seyretmemiz .. Herşey o  kadar başkaydı ki. Hiç yapmadığım, yaşamadığım şeyler. Çok farklı  herşeyiyle herşey. Söylenecek daha fazla şey olduğunu bende biliyorum. Ama bir süre sonra kelimeler bile yetersiz kalıyor.

Mesela nasıl onu sevdiğimi, aşık olduğumu ve gün geçtikçe daha çok sevip, aşık olduğumu anlatamam yani. Bu sefer ki olacak galiba. Ne çok cıvık ne de çok kasıntı bir ilişkimiz var . Herşey dozunda ama çok fazla yoğun. Açıklaması bile saçma oluyor bakın. Neyse  Allah herkese versin :))

28 Temmuz 2013 Pazar

Ben Ne Yapayım şimdi.. ! -Jack

Yazmaya başlamadan önce bana küfür etmeye yada ne kadar gerizekalı olduğumu düşünmeye başlayabilirsiniz. Allahtan bütün işlerim rast gidiyor diye içimden geçirmişim. Çok kısa sürdü hala yolunda giden şeyler var tabi ama kısa sürmesinde benim payım büyük.

Malum üniversite yerleştirmeleri falan filandı derken kazanacağıma tamamen inandığım Uludağ Üniversitesi hayali sular seller altında kaldı. Meslek liselerine öncelik mi ne varmış her ne zıkkımsa. Sırf açıkta kalmayayım diye doktorla en alta Anadolu Üniversitesi (açık öğretim) sosyoloji yazmıştık. On beş tercihin içinden çıka çıka git sen sosyoloji çık. Bölüm güzel ama üniversite ortamı yok, arkadaşlara sabahlamak yok, ders çalışma bahanesiyle evden çıkıp doktorla sevişmeye gitmek yok. En önemlisi Şenliklere kolaylıkla girme olayı yok. Yok Allah yok. Tercihleri yaptığımdan pişman oldum mu olmadım desem yalan olur. Bayburt uluslar arası ilişkiler bölümüne puanım yettiği halde yazmadım. Aşığız ya sevgilimizden ayrı kalmayalım diye düşündük. Bazen iyi ki yazmamışım diyorum bazende keşke yazsaymışım diyorum. Gerizekalıyım kabul. Ricky'de olduğu gibi bütün işlerimi sevdiğim adama göre planlıyorum. Kıymet bilir mi bilmiyorum ama bana destek olacağı kesin.

Abimin bana dediğini biliyorsunuz. -Üniversiteye kadar kimseyle görüşmeyeceksin.- Eee üniversite zamanı geldi ve ben açıktan okuyacağım. Acaba beni rahat bıracak mı bırakmayacak mı diye benim  eşcinsel olduğum gerçeğini hatırlattım. Hatırlatmayı düşünen beyin lopcuklarımı siksinler. Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de odur arkadaş. Bir kere babasında işi yok ki zaten kendisi babasına çok benzer. Hatırlattım nerneyse. Hatırlatma şeklimde direk sormadım yani. -Açık öğretim çıktı memnun muyum değilim. Bursa da kalmak için sebeplerim ve yapmak istediğim hatta yaşamak istediğim şeyler var.Kendime doğru yada yanlışm kendime göre yol çizdim. Destek olur musun bilmem ama köstek de olma lütfen.-

Gayet açık değil mi. Eşcinselim ben sevgilimle rahat olmak istiyorum beni sıkıp hayattan bezdirmek dedim dolaylı yoldan. Nasıl bir mal nasıl bir gerikafalı bilmiyorum yetişemiyorum artık. Direk olayı eşcinsellik hastalık, psikolojik falan demeye başladı. Gitmiş bi doktorla görüşmüş doktor da -psikolojik birşey bu düzelir - demiş. Ben o doktorun okuduğu okulu sikeyim. O diplomayı onun götüne sokayım ben. Allah aşkına böyle bir şey nasıl psikolojik olabilir. Kızlara karşı erekte bile olmuyorum. Bir sürü kız arkadaşım oldu hep göstermelik. Sadece bir tanesiyle öpüştük, hemde ergenlik döneminde. Genelde ergenlik döneminde kızgın tavuk gibi abaza abaza dolanırsın ortalıkta. Yok arkadaş erekte bile olmadım sonradan baktım midemden sesler geliyor. Utangaç aşık rolune bürünüp çekip geldim eve. Diğere kız arkadaşlarımla da el ele tutuşmaktan ileri gitmedim. Gidemedim.Gitmekte istemedim açıkcası. El ele tutuştuğumuz zaman bile elim terledi bahanesiyle bırakıyordum yani. Gel bunu abim olacak salağa anlat.

Uzun uzadıya konuştuk. Tabi ki bir sonuca varamadık. Anlamıyor bir türlü. Oruç tutuyor diye müslüman kesildi başıma. Neymiş efendim ben müslümanlığa göre yaşayacakmışım. Neymiş efendim örf ve adetlerimize göre yaşayacakmışım. Neymiş efendim ya değişecekmişim yada değişecekmişim. Oldu olacak töre uygulayalım evde. İnsanı dinden çıkartırlar yemin ederim. En sonunda düzelemem çünkü düzeltecek birşey yok ortada dedim konuyu kapattım ama kasım ayında askerliği bitiyor. Bayram da da gelecek ayrıca. Dananın kuyruğu kopacak yani .Kaç gündür başımın ağrısından duramıyorum. Bunları yaşadıktan sonra keşke Burdur falan yazsaymışım dedim ama doktor geldi aklıma. Doktora gelince de ilk defa böyle seyler yaşıyorum. Bir buçuk ay oldu başım önde eğik yürüyorum. Aldatma teşebbüsünde bile bulunmadım. Nasıl birşeyse artık uğruna öldüğüm Ricky bile gelse yüzüne tükürmem o derece. Ne yapsam her yolun sonu bok. Ya evi terk edeceğim. Ya da çalışıp Bursa dışı bi üniversiteye yerleşeceğim. Bir sene daha abim ve annemle aynı evi paylaşıp onların laf sokuşlarına katlanacak gücüm yok. Ne yapacağımı bilmiyorum.

Bir kaç gündür sersem gibiyim. Doktor da anladı herhalde. En sonunda aradı -anlat hemen neyin var kaç gündür sormuyorum sormuyorum deli ettin beni- dedi. Anlatmak zorunda kaldım. Neler neler dedi. Senin yanın benim yanım artık. Seni kimsenin üzmesine izin vermeyeceğim. Ben Bursa'ya geldiğim zaman hayatımıza bir yol çizeriz. Artık reşitsin. Takma kafana bu kadar kısa bir süre sabret yeter. Ben geleceğim. Düzelmez abinde annende kendini boşu boşuna üzüp benide üzme.

O günden beri ilgileniyor sağolsun. Ağustosun15'inde  İzmire onun yanına gideceğim. Çok fazla özledim. Hem doktoru özledim hemde evde böyle huzursuzluk olunca iyice beziyor insan hayattan. Bazen evdekilere eşcinsel olduğumu söylemekle hata mı ettim diye düşünmüyor değilim. Gerçi olan oldu ama . Ailemi kaybetmeyi göze alamam. Alırımda almak istemiyorum. Bu kadar zorluk .çektirmelerine rağmen. Onlarıda anlamak lazım. Ben onları anlamaya bu kadar çalışırken onların beni anlamaya çalışmaması çok kötü.

Hep evren işlerime çomak sokar sanıyordum. Bu sefer kendim sıçtım herşeye birde üstüne tüy diktim....

15 Temmuz 2013 Pazartesi

İlk Ayrılış, Hayvan Gibi Özleyiş... -Jack

Şimdi nasıl başlamalıyım yazmaya bilmiyorum hiç. Doktor civanımla yaşadığım koskoca bir haftayı buraya sığdıramayacak kadar yeri büyüdü bende. Rüya gibi şeyler yaşadığımı söyleyebilirim. Mum ışığında yemek yemeler, beraber yemek hazırlamalar, hatta ramazan falan dinlemedik şarap bile içtik Allah affetsin. Şuan daha önemli bir konumuz var. Bugün benim doğum günüm....

Reşit oldum.Hiç bir boka yaradığı yok. Faceden kutlamasınlar diye duvarımı kapattım yinede doktor civanım için paylaştığım durumdan kutlayıp durumu piç ettiler. Zaten ben buna doğum günü değil 15 temmuz vakasının 19. yıl dönümü diyorum. Bu sefer cidden bi vaka. Niye mi ? Hemen anlatıyorum.

Doktor civanım bugün evine döndü. İzmir'e. Hayatımda ilk defa bir sevgilimi terminale yolcu etmeye gittim. Keşke gitmeseydim. Onca insan içinde ağlayıp rezil olmazdım herhalde. Çok farklı bir duygu. Sen yolun kenarında çaresizce otobüsün gitmesini bekliyorsun, o ise camdan sana bakıyor acı acı. Eşcinsel olduğumuz için doya doya öpüp, koklayıp sarılamıyorsun ki. O daha çok koyuyor zaten . Hala etkisindeyim sanırım. Şuan gözümün önüne geldi. Benim yol kenarında ona bakmam. Bir yandan çaktırmadan gözyaşlarımı silmem. Onun ise bana devamlı aşk mesajları atması. Bursa da olduğu her gün buluştuk. Çok farklı bir bağ oluştu aramızda. Terminale gitmeden önceki gün zaten belliydi bunların olacağı. Gideceği için herhalde sabah kahvaltı ettik sonra bir şekilde konu değişti birbirimizi tokatlamaya başladık. Ateşli bir sex sonrası kahkahalar havada uçustu. Yemek yiyip yedikten sonra karanlık çoktu. Mumları yaktık, romantik şarkıların eşliğinde dans ettikten sonra koltukta birbirmize sarılıp ağlarken bulduk. O gece hiç bitmedi. Attığı uzun uzun mesajlar, benim uyuyup uyanıp ona cevap vermem. Hiç geçmedi sanki zaman sabah olup bir türlü kavuşamadık.

Bir ara dalmışım gözlerimi açtığımda hava aydınlık ve telefonumda bir sürü mesaj. Hepsinde beni şimdiden özlediği ve beni ne kadar sevdiği yazılı. Doğum günü olaylarını sevmediğim için kutlamadık hiç. Oda sevmediğim için hiç kutlamadı. Hediye almış bana ve birde mektup yazmış. Sabahın  köründe anatoliumda buluştuk. Orada vermedi giderken verecekti ama unuttu. Aldığını biliyordum. Mektup yazdığından haberim yoktu. Şimdiye kadar kimse bana mektup yazmamıştı. Vermeyi unutunca mesajla yazıp yolladı. Zaten sessiz sessiz ağlıyorum. Mektubu okuyunca tutamadım kendimi. Sesim çok çıktı. Herkes baktı gerçi ama olsun. Mektupta aynen şunlar yazıyor.

Elif geldi.Sonra İrem. Ardından sohbet. Uzun zamandır adam akıllı konuşmamıştık. Ama bunlar bahane olamaz,olmamalı.. Doğum gününden iki saat geç  kutlamamın bir açıklaması olamaz. Seni severken. Her dakika aklımdayken..

Basit bir 'selam'ın beni bu noktaya getireceğini hayal bile edemezdim. O 'selam' o noktada seni bana getirdi.Hayatımın  en özel dakikalarını yaşattın bana.En güzel  duyguları tattım. Her tokatın ayrı bir zevkti. Her gülüşün ayrı bir tattı benim için. Hayatım boyunca o gülüşünü yüzünde görmek için çabalamak , hayatına bir renk , bir ışık katmak istiyorum. Elimi uzattığımda tutmanı ve o eli hiç bırakmamayı istiyorum. Seni istiyorum. Doğum günün kutlu  olsun aşkım. İyi ki varsın , iyi ki hayatımdasın. Seni tam kalbinin derinliklerinden seven aşığın doktor civanın....


Gelde ağlama. Gelde sevme bu salağı şimdi. Ayrılıkları hiç sevmem. Hayatımda yaşadığım acayip deneyimlerden en etkileyicisi. Şuan nasıll özlediğimi size anlatamam. Gelse karşıma sarılmaktan kemiklerini kırabilirim. Tarifini yapamadığım çok şey var içimde. Bir yandan seviniyorum bir yandanda üzülüyorum. Bir buçuk ay sonra gelecek. Gözümde nasıl büyüyor o zaman bir bilseniz. Kokusu hala üstümde. Gideli yirmidört saat olmadı. Bu kadar bağlanacak sevecek ne oldu die düşünüyorum yine birşey bulamıyorum.

Uzun lafın kısası . O gitti ve hersey yarım kaldı. Bir şeyler eksik. Güneş eskisi gibi parlamıyor , hava eskisi gibi temiz değil. Bir bulut çöktü üstüme .Konuşamıyorum, yiyemiyorum, içemiyorum , en önemlisi gülemiyorum. Hayvan gibi özledim. Yapmak istediğim tek şey uyumak. Uyumak ve bir buçuk ay sonra uyanmak.

11 Temmuz 2013 Perşembe

Doktor Civanım,Ah Neler İstiyor Canım. :) -jack

Yazmaya nasıl başlasam bilemiyorum. Doktor civanım baba ocağından çıkıp tee buralara kadar geldi. Tabi ki benim için kaldı biraz. Benim üniversite tercihlerimi yaptık, gidene kadar hergün buluştuk.Yarın dönecek olması ne kadar üzücü olsa da terminale onu yolcu etmeye gideceğim ve bunun bundan haberi yok.

Aşık olmuş olma ihtimalim çok yüksek. Yoksa durduk yere gülerken onu düşünerek ağlamam hiç normal değil. Ramazan ayında yapılmayacak şeyler yapmış olmamız kötü olabilir ama Allah affeder herhalde.
Size hemen buluştuğumuz ilk günü anlatayım sonraki ikici günü ..

Daha ilk buluşmamız ben kara kara düşünüyorum evde ne giysem falan diye. Birde ilk buluşmamız anasını satayım bundaki rahatlığı bir görseniz. İşim var dedi doğalgaz işlerini halletmeye gitti bende evde süslendim püslendim  bekliyorum çagırsada gitsem die.O bekleyiş o kadar kötü ki anlatamam. Bir an çok fazla kızdım mesaj atacaktım -o doğalgaz borularını sana sokayım hadi - diye ama alahtan heyecenadan elim ayağım titriyordu. Her neyse çağırdı bir çağırdı beni yeteneğim olsa uçara gideceğim. O yol gözümde bir büyüyor bir büyüyor anlatamam. Minibüse bindim vesselam tam ineceğim ben onu görünce eli ayağım boşaldı minibüsten inerken kafamı bir vurmuşum kapıya mal gibi aman Allahım. Bu da yüzüme bakmıyor. Bir soğuk bir soğuk. Meğerse çekinmiş biraz. Sonra markete gitti bekle ben geliyorum dedi. O arada tabi ki benim beynimde binbir tilki sikişiyor. Eve geldik ne yapalım ne edelim hadi dedik müzik dinleyelim. Bu başladı bana uzun uzun bakmaya. Hissediyorum baktığını ama ben utanıyorum sonra kızardım herhalde -hadi tercihlerini yapalım aradan çıksın da bize kalsın zaman - dedi. Tabiki laptopa öyle uzaktan uzaktan bakamam haliyle yakınlaştık birazcık. Allahım yakınlaşmaz olaydım. Bir insanın parfümü bu kadar mı tatlı olur. Bak aklıma geldi gözlerim doldu yine.

Oda elini omzuma attı. İnternet nasıl yavaş nasıl yavaş bir şeyi açacak yarım saat. O kadar yakınlaşmısız bilgisayarda yavaş tabi ben dayanamadım boynuna bir öpücük kondurdum. Sonrası geldi zaten. Sonrasını anlatamam aşırı özel. Ama hayatımda bu kadar kaliteli sevişeni görmedim. Başka bir kimliğe bürünüyor sanki.

Sonra biz daha önceden konuşmuştuk.Islak kek yapmayı çok seviyordu bende yaparsın artık falan deyince pastaneden alırız demişti uğraşamazmış. Nasıl sinir olmuştum nasıl ama tabi kide belli etmedim. Sonra müzik dinlerken bir anda kalktı -buraya geldin ama yan gelip yatmak yok , kalk kek yapacağız - dedi. Beni bir görseniz bir görseniz bir kötü oldum betim benzim attı korktu birşey oldu diye. Neyse kalktık yaptık keki. Tabi bizim evde mikser olmayınca mikser nasıl kullanılır bilmiyorum ki. Rezil oldum orada ama  pek bozuntuya vermedi. Tabiki keki karıştırırken sarılması falan beni yerden yere vurdu. Hayatımda hiç biriyle kek yapmamıştım. Hemde o şekilde.

Kek doyurmadı bizi koca tepsi pizza söyledik. Hayvan gibi yedik, hayvan gibi yiyiştik. Beni etkileyen çok önemli birşey daha yaptı. Bu sefer dedim tamam kesinlikle oldu bu iş . Sarılarak uzandık müzik çalışşıyor bir yandan bir baktım kalbimin olduğu yere bir şeyler çiziyor -ne çiziyorsun - diye sordum . hiç birşey demedi bir daha çizdi anlamam zor oldu ama olsun . Meğerse göğsümün üstüne -MİNE- yazıyormuş. Ben salak gibi -mine kim allah aşkına - diye sorunca bastı kahkahayı. İngilzce -BENİM- demek miş. Öpücüklere boğdum ama o hala gülüyordu. Haklı oda ne yapsın :)

Birinci günümüz böyle geçti. Rüya gibiydi. Siz ikinci günü bir bilseniz var ya anlatırken bile elim ayağım titriyor. Rüya olmasında  çok korktum ve hala korkuyorum. İkinci günü anlattığım bir gün buluşmak üzere ben gidiyorum doktor civanımı düşüneceğim... :) <3